SAHABİ EBU EYYUB EL-ENSARİ PDF
AddThis Social Bookmark Button

 

EYÜP SULTAN’A ADINI VEREN SAHABİ EBU EYYUB EL-ENSARİ
 
EYÜP SULTAN’A ADINI VEREN
Ebu Eyyub el-Ensari Hazretlerinin türbesi önünde ve şadırvan ile iç avlu arasındaki kapı üzerinde bulunan kitabe:
”Selam size! Yaptığınız güzel amellere karşılık girin cennete!”
(Nahl süresi, 32)
Yine Eyüp Sultan Camii içinde Minberin sol tarafında ki bir tablo da:
Yetişmez mi bu şehrin halkına bu ni’met-i bari
Habib-i Ekrem’in yari EBA EYYUB EL ENSARİ

 

 

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Sünnetim olan şeylerden yüz çeviren benden değildir.”

1.Ebu Eyyub el-Ensari Kimdir?

İstanbulumuz’un güzel ilçemiz Eyüp’te yatan ve ilçeye adını veren Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri aslen Medineli olup, burada yaşayan Hazrec Kabilesi’nin Neccaroğulları kolundandır. Asıl adı Halid, babasının adı Zeyd, annesinin adı ise Hind’dir.Hem baba, hem anne tarafından Hz. Peygamberle aynı soydan gelmektedir.
Ebu Eyyub el-Ensari, Hz.Peygamber ve müslümanların Mekke’den Medine’ye hicretinden iki yıl kadar önce miladi 620 tarihinde hanımı Ümmü Eyyub ile birlikte müslüman oldu.
Medine’de İslamiyet’i ilk kabul edenlerden biridir. Onun teşvik ve daveti sayesinde ailesinin bütün fertleri , akrabaları ve dostları da müslüman olmuşlardır.

2.Ebu Eyyub: Mihmandar-ı Nebi

Miladi 622 yılında Hz. Peygamber en yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den Medine’ye doğru yola çıktı. Hicret olarak isimlendirilen bu yolculuk Medine’de duyulduktan sonra şehirde bir çalkantı meydana geldi. Halkı büyük bir heyecan kaplamıştır. Gözler yollara dikildi ve bir bekleyiş başladı. Herkes Resul-i Ekrem Efendimizi evinde görmek ve ona Hizmet etmek düşüncesinde idi. Bu heyecanı yaşayanlar arasında Ebu Eyyub el-Ensari ile hanımı Ümmü Eyyub de vardı.
Nihayet beklenen gün geldi. Kutlu misafir Hz. Peygamber Medine ‘ye ulaştı. Medineli müslümanlar onu karşılamak için yollara düştü.
Evlerin en iyi yerlerini onu misafir etmek için hazırlamışlardı. Kimseyi kırmak istemeyen Efendimiz, devesi Kusva’yı serbest bırakarak kapısına çöktüğü evin misafiri olacağını duyurdu. Bu esnada duygulu anlar yaşandı.
Bazı Medineli’ler devenin dikkatini çekip onu evlerine yönlendirmek için gayret gösteriyordu. Ancak Kusva hiçbir yere takılmadan yürüdü. Ebu Eyyub ile Ümmü Eyyub çiftinin kapısına geldi ve çöktü.
Böylece Hz. Peygamber Ebu Eyyub el-Ensari’nin evine indi.

3.Tatlı ve Heyecanlı Anlar

Ebu Eyyub el-Ensari’nin evi iki katlı idi ve üst katını Efendimiz için hazırlanmıştı. Ancak Resulullah (s.a.v.) alt katı yukarıya tercih etti. Ebu Eyyub da onun isteğine uydu. Akşam olunca herkes odasına çekildi. Üst kata çıkan Ebu Eyyüb ile hanımı rahat değillerdi. İçlerinde bir huzursuzluk vardı. Allah Resulü alt katta iken kendilerinin üst katta kalmaları hoşlarına gitmiyordu. Bunu saygıda kusur olarak değerlendiriyorlardı. Ayrıca biraz eski olan evin üst katında yürüyünce alt kata ses gitme ve toz toprak dökülme ihtimali vardı. Çok üzüldüler. Evin bir köşesine çekilip sabaha kadar uyumadan beklediler. Sabah olunca Ebu Eyyub durumu Hz. Peygambere bildirdi. Efendimiz de ona, ziyaretçi çokluğu sebebiyle alt katta kalmayı tercih ettiğini söyleyerek kendisini rahatlattı.
Ancak birkaç gün sonra bir olay cereyan etti. Bir gece üst katta dolu bir testi devrilip suyu döküldü. Ebu Eyyub ve hanımı dökülen suyu evdeki kadife yorgana emdirerek alt kata inmesine engel olmaya çalıştılar. Buna rağmen Resullah’ın üzerine damlamış olabileceği endişesiyle sabaha kadar uyuyamadılar. Sabah olunca Efendimize geldiler, huzursuz olduklarını bildirdiler ve testi olayını da anlatarak üst kata taşınması için kendisine rica ettiler. Hz. Peygamber evin üst katına taşındı.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Kim emrolunduğu şekilde abdest alır da yine emrolunduğu şekilde namaz kılarsa geçmişte işlediği küçük günahları bağışlanır.”

4. Ebu Eyyub Hz. Peygamber’le

Resul-i Ekrem Efendimiz Ebu Eyyüb’ün evinde yaklaşık yedi ay kaldı. Mescid-i Nebevi’nin ve evinin yapımı bittikten sonra da kendi evine taşındı. Ancak kendisine yaptıkları hizmet sebebiyle Ebu Eyyub’u ve eşini hiçbir zaman unutmadı. Bazı günler, ashaptan bir grup arkadaşını yanına alır ve onlarla birlikte Ebu Eyyub’un evine misafir olurdu Ebu Eyyub da Efendimiz hayatta bulunduğu sürece yanından ayrılmadı. O’na izzet ikramda bulunmaya devam etti. Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katıldı. Hayber’in, Mekke’nin ve Taif’in fethinde de bulundu. Bu savaşlar esnasında zaman zaman Resulullah’ın korumalığını yaptı.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ey Müslümanlar! Biriniz Cuma namazına geleceği zaman yıkansın. Şayet güzel bir koku bulursa onu da sürsün. Bulamazsa önemli değil. Yalnız dişlerinizi fırçalayın.”

5. Hz. Peygamber’den sonra

Ebu Eyyub el-Ensari, Allah Resulü’nün vefatından sonra İslam’ı yayma ve müdafaa işine önem verdi. Hz. Ebu Bekir (632-634) ve Hz. Ömer devrinde (634-644) bir çok sefere katıldı. Suriye,Filistin ve Mısır’ın fethinde bulundu. Hz. Osman döneminde (644-661) Irak’a gittiği zaman onu Medine’de yerine vekil olarak bıraktı Bu vekalet esnasında bir ara Mescid-i Nebevi’de imam olarak görev yaptı. O, müslümanlar arasında yaşanan iç çekişmelerde taraf olmadığı gibi, herkesi birlik ve beraberliğe çağırdı.
Hazrec Kabilesi’nden Ümmü Eyyub ile gerçekleştirdiği evlilikten üçü erkek biri kız olmak üzere dört çocuğu olmuştur. Erkek çocuklarının isimleri Eyyub, Halid ve Abdurrahman, kızının ismi ise Amre dir.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Ramazan orucunu tutup buna şevval ayından da altı gün oruç ekleyen kişi, bütün seneyi oruçla geçirmiş gibidir”


6. Alim ve Ravi Olarak Ebu Eyyub

Okuma-Yazmanın henüz yaygınlaşmadığı İslam’ın ilk dönemlerinde az sayıdaki okur-yazardan biri olan Ebu Eyyub Hz. Peygamber’in vahiy katiplerindendi.
Resul-i Ekrem Efendimizin ders halkasında yetiştiği için engin bir ilme de sahipti. Bundan dolayı Allah Resulü’nün vefatından sonraki dönemlerde ilminden yararlanmak ve fetva almak için müracaat edilen bir kişi olmuştur.
Efendimiz’den 200 civarında hadis naklettiği bilinmektedir

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Herhangi bir gece İhlas suresini okuyan, o gece Kur’an’ın üçte birini okumuş gibi olur.”



7.Medine’den İstanbul’a

Ebu Eyyub el-Ensari ilerlemiş yaşına rağmen İslam için çalışmaktan geri kalmazdı. Cihad maksadıyla yılda en az bir defa sefere katılır ve herkese buna teşvik ederdi. Katıldığı en son sefer, hicri 49 (669) tarihinde müslümanlar tarafından gerçekleştirilen İstanbul kuşatmasıdır. O Medine’den binlerce kilometre uzakta meydana gelen bu kuşatmaya katıldığı zaman yaşı sekseni geçmişti. Ordu ile beraber İstanbul önlerine geldi ve şehrin fethedilmesi için büyük gayret gösterdi. Ancak bir sonuç alamadı. Bu arada kendisi ağır bir şekilde hastalanarak yatağa düştü. Bir vasiyetinin olup olmadığı sorulduğunda İslam ordusunun surlara yaklaşabileceği en ileri noktaya defnedilmeyi arzuladığını söyledi. Kuşatma esnasında vefat etti ve vasiyeti aynen yerine getirildi. Cenazesi yıkandıktan sonra bugün kendi adıyla anılan Eyüp Sultan’daki türbesinin bulunduğu yere defnedildi.
Bizans İmparatoru 4. Konstantinos (668-685), kalabalık bir asker topluluğu tarafından icra edilen cenaze merasimini surlardan izlemiş, ancak ne olduğunu anlayamamıştı. Bundan dolayı müslümanların arasına adam göndererek hareketliliğin nedenini araştırdı. İslam Peygamberi’nin ashabından önemli bir zatın buraya defnedildiğini öğrenince de Müslümanlara haber gönderdi ve islam ordusu buradan çekildikten sonra kabri açtırarak cesedi vahşi hayvanlara yedireceğini söyledi. Ancak gönderilen cevapta, böyle bir şey yapıldığı takdirde islam topraklarında yaşayan hristiyanların zarar görebileceği, hatta kiliselerin tahrip edilebileceği kendisine bildirilince bu niyetinden vaz geçerek kabre dokunulmayacağına dair teminat verdi.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) bana şunu tavsiye etti:
“(La havle ve la kuvvete illa billah) sözünü çokça söyle! Çünkü o, cennetin hazinelerinden bir hazinedir.”


8. Kabir Nasıl Korundu?

Ebu Eyyub el-Ensari’ye ait bu kabir Bizanslılar döneminde yüzyıllarca varlığını korudu. Zaman zaman ziyaret mahalli olarak kullanıldı. Yanında yağmur duaları yapıldı. Hatta bazı hastalıkların şifası için mekan oldu.
Asırlar sonra kabir ortadan kayboldu. Ancak bulunduğu muhit ziyaret mahalli olmaya devam etti. İstanbul’un fethinden kısa bir süre önce vefat eden tarihçi Bedrüddin Ayni (ö.855/1450),fetihten hemen önceki tarihlerde bile Bizanslılar’ın türbenin bulunduğu muhiti hala ziyarete devam ettiklerini ve kıtlık zamanlarında burada yağmur duası yaptıklarını belirtmekti.

9.Yaklaşık Olarak 800 sene sonra

Ebu Eyyub el-Ensari’nin vefatından yaklaşık olarak 800sene sonra, 1453 yılının bahar aylarında Fatih Sultan Mehmed Topkapı önlerine otağ kurup İstanbul’u kuşattı. Sultan, kendisinden önce Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin de İstanbul’u fethetmeye geldiğini, burada olduğunu biliyordu. Hatta kabrinin yerini merak ediyor, ancak kuşatma ile ilgilendiği için araştırma fırsatı bulamıyordu. Fethin gerçekleşmesinden hemen sonra durumu hocası Akşemseddin Hazretleri’ne (ö.1459) açtı ve Ebu Eyyub el-Ensari’nin kabrinin nerede olabileceğini sordu. Akşemseddin parmağını uzatarak bugün kabrin bulunduğu Eyüp semtini işaret etti. Birlikte işaret edilen yere geldiler. Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin kabrinin bulunduğu nokta Akşemseddin tarafından keşf ve ilham yoluyla tayin ve tespit edildiği. Bu arada kabrin baş ve ayak uçlarına Akşemseddin Hazretleri tarafından iki çınar fidanı dikilerek kabrin yeri belirlendi.
Akşemseddin’in yaptığı tespitin doğru olup olmadığını Fatih Sultan Mehmed dahil bir çok kimse için merak konusu olmuştu. Sultan, bu noktadaki merakını gidermek için bir gece kabrin yerini gösteren çınar fidanlarını yerinden söktürüp kıble tarafında farklı bir yere diktirdi. Sonra da kabrin üzerine türbe yaptıracağını söyleyerek son kez yeri gelip kontrol etmesi için Akşemseddin’e haber gösterdi. Akşemseddin Hazretleri buraya gelir gelmez çınar fidanlarının dikili olduğu yerle hiç ilgilenmeden doğrudan önceden tayin ve tespit ettiği yere gidip aynı noktayı işaret etti. Böylece kabrin orada olduğuna kesin olarak hükmedilerek üzerine türbe yapıldı.

10. Fetihten Günümüze Bir Çınar

Fatih Sultan Mehmed’in, kabrin baş ve ayak uçlarından söküp kıble tarafına diktirdiği iki çınar fidanı aynen yerinde kaldı.
Bugün Eyüp Sultan Camii’nin iç avlusunda bulunan demir parmaklığın ortasındaki çınarın Akşemseddin Hazretleri tarafından dikilip yeri değiştirilen iki çınardan biri olduğu söylenir. Diğerinin de 1910-1915 yıllarına kadar ayakta kaldığı, ancak yaşlılığı sebebiyle kuruduğu ve yıkıldığı söylenmektedir.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“ dört şey bütün peygamberlerin ortak sünnetidir: Edep ve Haya sahibi olmak, Koku sürünmek, Diş temizliği yapmak ve Evlenmek. “

"http://www.azizistanbul.com/gravur/eyupsultngecisi3.jpg" grafik dosyası hatalı olduğu için gösterilemiyor.

EYÜP SULTAN TÜRBESİ

1.Fatih’in Eseri

Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin kabrinin keşf edilmesinden hemen sonra Fatih Sultan Mehmed kabrin üzerine bir türbe yapılmasını emretti. Böylece 1453 yılında bugün ziyaret edilmekte olan türbe inşa edilmiş oldu. Yapılan türbe orijinal haliyle günümüze gelmiştir ve o devre ait bütün mimari özellikleri taşımaktadır. Mimarı belli değildir.

2.Türbede Neler Var?

Sekiz köşeli plan üzerine oturtulan türbe binasının tam ortasında Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin kabrine ait ahşap sanduka bulunmaktadır. Sandukanın üzeri, güzel yazı örnekleri ile süslü siyah atlastan yapılmış bir örtü ile kaplıdır. Bu örtü, Sultan II.Mahmud (1808-1839) tarafından konmuştur. Sandukanın çevresinde bulunan dökme gümüş şebekeyi Sultan III. Selim (1789-1807) yaptırmıştır.
Gerek sanat ve gerekse değer yönünden önemli bulunan bu gümüş şebeke İkinci Dünya Savaşı yıllarında diğer müze eşyalarıyla birlikte Niğde’ye götürülmüş, savaştan sonra da geri getirilerek yerine konmuştur.
Türbenin asıl girişinde bulunan sedef parmaklık kapı ise Sultan II.Abdülhamid’in (1876-1909) bizzat kendi eliyle yaptığı kıymetli bir eserdir.

3.Kuyu Ve Dehliz

Türbenin içinde ve Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin kabrinin ayak ucu tarafında yaklaşık iki metre derinliğinde bir kuyu bulunmaktadır. Daha önce de var olduğu söylenen bu kuyuyu 1607 tarihinde Sultan I.Ahmed (1603-1617) yenilemiş ve kullanılır hale getirmiştir.
Kabrin doğu ve kuzeydoğu tarafını, toprak altından derinliği yaklaşık iki metreyi bulan bir dehliz kuşatmaktadır.
Sultan II. Mahmud (1808-1839) tarafından yaptırıldığı söylenen bu dehlize türbe girişinin sağındaki sebilden girilir ve zemine bir merdivenle inilir. Bu dehliz kabir ve türbeyi çevreden gelen sulara ve rutubete karşı korumak için yapılmıştır.

4.Çiniler, Hat Örnekleri ve Ayak İzi

Ebu Eyyub el-Ensari Haretleri’ne ait türbenin camiye bakan yüzeyi ve iç kısmı tamamen çini ile kaplıdır. İznik,Kütahya ve Avrupa kaynaklı olan bu çiniler ,türbe için özel olarak yapılmamış, saray deposundan temin edilerek değişik zamanlarda buraya monte edilmiştir.
Türbede bulunan ve yüksek sanat değeri taşıyan güzel hat örnekleri ise Sultan I. Ahmed (1603-1617),Sultan III. Mustafa (1757-1774), Sultan III. Selim (1789-1807) Sultan II. Mahmud (1808-1839) ve Sultan Abdülaziz (1861-1876) gibi sultanlar ile Osman Efendi (ö.1698), Mahmud Celaleddin Efendi (ö.1829),Yesarizade Mustafa İzzet Efendi (ö.1849) ve Hasan Rıza Bey (ö.1920) gibi hattatlar tarafından yazılmıştır. Fatma Zehra isimli hanım hattata ait ta’lik yazılı bir levha da dikkat çekicidir.
Türbenin girişinde sol tarafta bulunan ve Hz. Peygamber’in ayak izi olarak ziyaret edilen “Nakş-ı Kadem-i Peygamberi”yi Sultan I. Mahmud (1730-1754) 1732 tarihinde Topkapı Sarayı’ndaki Mukaddes Emanetler bölümünden alarak buraya getirmiş ve halkın ziyaretine sunmuştur.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“ Bir kimse her hangi bir yere ağaç dikerse, Cenab-ı Hak onun amel defterine o ağaçta yetişen meyve sayısınca sevap yazar.”

5. Türbeye Yapılan İlaveler

Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı Ebu Eyyub el-Ensari’ye ait türbe muhtelif zamanlarda tamir edilmiş ve etrafına bazı ilaveler yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı Ebu Eyyub el-Ensari’ye ait türbe muhtelif zamanlarda tamir edilmiş ve etrafına bazı ilaveler yapılmıştır.
En önemli tamirleri Sultan I. Ahmed (1603-1617), Sultan III.Ahmed (1703-1730), Sultan I. Mahmud (1730-1754),Sultan III. Selim (1789-1807) ve Sultan II. Mahmud(1808-1839) gerçekleştirmişlerdir.
Bu tamirler esnasında türbeye sebil, hacet penceresi, kadınlar mescidi, giriş kısmı,(uzun yol) ve cüzhane gibi bugün hala varlığını koruyan bölümler eklenmiştir.

6.Osmanlı Döneminde Yönetimin Meşrulaştığı Yer

Eyüp Sultan Türbesi, tahta çıkacak Osmanlı sultanlarının kılıç kuşandıkları ve bir nevi yönetimlerini meşrulaştırdıkları yerdi. Buradaki kılıç kuşanma adeti ilk defa Akşemseddin Hazretleri’nin Fatih Sultan Mehmed Han’a kılıç vermesiyle başlamış,daha sonra Sultan II. Beyazıd (1481-1512) ile birlikte resmiyet kazanmıştır. Önemle üzerinde durulan bu iş için şu şekilde resmi bir merasim icra edilirdi:
Yönetime geçecek hükümdar tahta oturmadan önce, yanında şeyhülislam ve nakibüleşraf olduğu halde türbeye gelir. Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin kabrini ziyaret eder,sonra da devrin seçkin alimlerinden biri Topkapı Sarayı’ndaki Mukkaddes Emanetler arasından getirilen sahabeye ait kılıçlardan birini ona takdim ederdi.
Kendisine verilen bu kılıcı sembolik olarak kuşanan ve artık yönetimi meşrulaşan padişah daha sonra Topkapı Sarayı’na gider ve orada icra edilen cülüs merasimiyle tahta otururdu. Genel tatbikat bu şekilde olmakla birlikte bazı padişahların kılıç kuşanma merasimlerinin cülüs merasiminden sonra yapıldığı da olmuştur.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“ La ilahe illallah diyen hiç kimse ( Temelli kalmak üzere ) Cehenneme girmeyecektir.


Eyüp Sultan Camii


1.Fatih’in Eseri

Fatih Sultan Mehmet 1453yılında Ebu Eyyub el-Ensari Hazretleri’nin türbesini yaptırdıktan beş yıl sonra 1458 tarihinde Eyüp Sultan Camii’nin yaptırıp ibadete açtı. Camiye ilave olarak bir medrese, bir hamam, bir imaret ve bir çeşme de inşa edilmiştir.
Bu eserler Eyüp Sultan’ ı çokça ziyaret edilen bir merkez haline getirdi. Türbe civarında yerleşim de hızla arttı. Özellikle Anadolu’dan getirilip yerleştirilen Müslüman Türk nüfusu sayesinde buraya kısa zamanda sadece Müslüman ahalinin oturduğu bir mahalle kuruldu.

2.Sultan III. Selim’den Bugüne

Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı cami ve diğer eserler zaman içinde meydana gelen depremler ve diğer afetler neticesinde harab olmuş, sadece hamam ve türbe yapıldığı şekliyle günümüze kadar gelmiştir. Cami en büyük hasarı 1766 yılında meydana gelen depremde gördü. Bu depremin akabinde yapılan onarım yetersiz kalınca, otuz yıl sonra Sultan III. Selim (1789-1807) tarafından yeniden inşa edildi. III. Selim, çıkardığı fermanda önce caminin Fatih tarafından yapıldığı şekliyle aslı korunarak onarılmasını istemiş, ancak bunun mümkün olmadığı mimarlar tarafından belirtilince tamamen yıkılmasını emretmiştir. Temeli 1798 yılında yeniden atılan cami, Mimar Uzun Hüseyin Ağa nezaretinde 28 ay gibi kısa bir zamanda tamamlandı ve 1800 tarihinde bizzat sultan tarafından ibadete açıldı.

Ebu Eyyub el-Ensari naklediyor;Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“ Birbirlerini Allah rızası için sevenler,( Kıyamet günü ) Arş’ın etrafında yakuttan tahtlar üzerinde olacaklardır.”


3.Eyüp Sultan ‘da İlk Mahya

Caminin Fatih Sultan M ehmed tarafından yaptırılan minareleri tek şerefeli ve kısa idi. Miladi 1723 yılı Ramazan ayında Sultan III. Ahmed (1703-1730) bütün selatin camilerin minarelerine mahya takılmasını emredince Eyüp Sultan Camii’nin minareleri kısa geldiğinden mahya takılamadı. Durumu öğrenen Sultan bir fermanla minarelere birer şerefe daha ilave edilmesini emretti. Bu vesile ile caminin minareleri de yenilendi. Haliç tarafındaki minareye 1823 tarihinde yıldırım düşmüş ve Sultan II. Mahmud’un (1808-1839) emriyle hemen tamir edilmiştir. Günümüzde mevcut minareler o güne aittir.
Caminin harem avlusu ve içinde bulunan şadırvan imam-hatip, müezzin- kayyum ve türbedar odaları, muvakkithane, hünkar mahfeline giden rampalı merdiven ve onun devamı olan ahşap asma kat gibi günümüzde hala varlığını koruyan kısımlarda yine III. Selim tarafından caminin yeniden yapılışı esnasında ilave edilmiştir.

4-En Son Tamir

Eyüp Sultan Camii ve Türbesi’nin kapsamlı son tamiri, 1956-1958 yılları arasında dönemin başbakanı Adnan Menderes’in özel talimatı ile Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmıştır.


Dinimizde Kabir Ve Türbe Ziyareti


1.Kabir Ziyareti Yasağı
İslamiyet’in ilk yıllarında Hz. Peygamber kabirleri ziyaret etmeyi yasak etmişti. Çünkü insanlar Cahiliye dönemi adetlerinin etkisiyle kabirleri kutsal yerler olarak değerlendirir, dua ederken de orada yatan mevtalardan bir takım isteklerde bulunurlardı.
Cenab-ı Hakk’ın güç, kuvvet ve kudretine güvenip kendisinden istemek yerine, onun yarattığı aciz ve fani insanlara yönelip onlardan beklemek anlamına gelen bu yanlış inanç ve anlamsız davranış biçimi ortadan kalkana kadar Allah Resulü kabir ziyaretine izin vermedi. Ancak Allah inancı kalplere, İslam’ın prensipleri de günlük hayata iyice yerleşince bu yasak ortadan kalktı. Efendimizin konu ile ilgili bir hadisi şöyledir:”Sizlere kabirleri yasaklamıştım. Ancak bundan sonra artık ziyaret edebilirsiniz.”(Müslim, “Cenaiz”,106;Ebu Davud, “Cenaiz”,77)

2.Kabir Ziyaretinden Maksad
İslam’da kabir ziyareti bir maksada binaen yapılır. Bu maksadı Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle açıklamışlardır:
“Kabirleri ziyaret etmek isteyen ziyaret etsin. Çünkü kabir ziyareti bize ahireti hatırlatır.”(Tirmizi,”Cenaiz”,Ebu Davud,”Cenaiz”,77). Bunu söyleyen Allah Resulü bizzat kendisi de zaman zaman Medine’deki Cennetü’l-Baki kabristanına ve Uhud’daki şehitliğe gider, orada yatan mevtalara dua eder, onlar gibi öleceğini düşünür ve ahiret hayatını gözünde canlandırırdı. Peygamber Efendimiz’in bu uygulaması, kabir ziyaretinin onun sünnetlerinden biri olduğunu göstermektedir.

3.Kabir Nasıl Ziyaret Edilir?
Resul-i Ekrem Efendimiz, kabir ziyaretine giden veya kabristanın yanından geçen kimselerin dikkat edecekleri hususlarla ilgili bazı hatırlatmalarda bulunmuştur. Bir gün kabristana giden bir grup sahabiyi görünce onlara önce kabirdekileri selamlamalarını, sonra da şöyle dua etmelerini tavsiye etmişti: “Selam size, ey bu diyarın mü’min sakinleri! İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız. Allah’ın bizi de sizi de bağışlamasını diliyorum.”(Müslim, “Cenaiz”,104)
Buna göre bir müslüman ziyaret maksadıyla bir türbe veya kabristana gittiğinde önce selam verir. Sonra ziyaret edilen kimse sanki sağ imiş ve onunla konuşuyormuş gibi yüzünü kendisine döner. Herhangi bir mazeret yoksa ayakta durur. Allah rızası için bir miktar Kur’an veya üç ihlas ile bir Fatiha okur ve sevabını bağışlayarak mevtaya hayır duada bulunulur. Daha sonra kendisinin de orada yatan kimse veya kimseler gibi bir gün vefat edeceğini aklına getirir, ölüp toprak altına düştükten sonra hesap vereceğini düşünür ve bu yolla ölümden ibret almaya çalışır.

Çok Önemli Hususlar
Birinci Önemli Husus
Bir kabirde yatan zat ne kadar büyük bir insan olursa olsun,ondan asla herhangi bir dilekte bulunmamalı, bir şey istememelidir. Çünkü kendisinden bir şey istenecek olan sadece Allahü Teala’dır. Bu hususta yapılacak yanlış davranışlar insanı şirke kadar götürebilir. Resul-i Ekrem Efendimizin bu noktada yapılan bazı yanlışları ortadan kaldırmak için bir müddet kabir ziyaretini yasakladığını unutmamak gerekir. Binaenaleyh, kabir veya türbe ziyaretine gidecek olan kişi, buraya gitmeden önce Hz. Peygamber’in kabir ziyaretine dair yaptığı tavsiyeleri öğrenmeli ve ziyareti ona göre yapmalıdır.

İkinci Önemli Husus
Kabir ziyareti esnasında kabir taşına, sandukaya, duvarlara ve demir parmaklıklara el, yüz sürerek bunlardan medet ummak, fayda beklemek yanlış ve yersiz olur. Bu tür davranışlar Peygamber Efendimiz’in tarif ettiği kabir ziyaretçisi bilmeli ki, türbelerde ve kabristanlarda değerli olan mermerler, sandukalar, duvarlar ve demir parmaklıklar değildir. Burada gösterilen saygı, mevtaların imanlı ruhlarına ve onların manevi şahsiyetlerinedir. Bu inceliği her ziyaretçinin çok iyi kavraması gerekir.

Üçüncü Önemli Husus
Türbe ziyaretinde usul ve adaba uymak gerekir. Gerek kadınların ve gerekse erkeklerin İslam adabına uygun düşmeyen kılık ve kıyafetlerle buralara girmeleri doğru değildir. Ziyaret esnasında itişmek, kakışmak, gürültü etmek,tartışmak gibi davranışlar da İslami edep ve ahlakla bağdaşmaz. Yine kadınların ve erkeklerin özellikle kalabalık zamanlarda karışık olarak ziyarette bulunmaları dinen sakıncalıdır. Böyle durumlarda türbeye girmeden dışarıdan okumak daha doğrudur.

Dördüncü Önemli Husus
Türbelerde akla, mantığa ve dinimizin prensiplerine uygun düşmeyen davranışlarda bulunmaktan kaçınılmalıdır. Arzu ve dileklerin yerine gelmesi için türbe ve kabirlere adak yapmak, kurban kesmek, mum yakmak,türbe kapı ve pencerelerine çaput bağlamak, duvarlara yazı yazmak, kabrin etrafında tavaf eder gibi dolaşmak, kabri, mezar taşını ve duvarları öpmek kesinlikle dine aykırı davranışlardır. Adak yalnız Allah’a yapılır, kurban da ancak onun için kesilir. Sevabı mevtaya bağışlanabilir.

Beşinci Önemli Husus
Bir sıkıntımızı Cenab-ı Hakk’a iletmek veya bir arzumuzun yerine gelmesi için illa bir türbeye gitmek şart değildir.Evde, camide ve her yerde dua edilebilir.Önemli olan Yüce Allah’a arzettiğimiz duada samimi olmak,içten gelerek istemek ve hayırlı olanı beklemktir.



Kaynak:
Dr. Mehmet EFENDİOĞLU,
T.C. Diyanet Vakfı, Eyüp Müftülüğü, Eyüp Şubesi Yayınları:1


 
Benzer Makaleler

Sosyoloji Konuları

Davranış Örüntüleri Nedir

Sosyoloji Konuları | Mustafa BULUT | Tuesday, 12 January 2010

Davranış Örüntüleri: İnsanlar arasında düzenli olarak yinelenen hareket ve düşünmedeki (ve uygulamadaki) bir tekbiçimlilik olarak... Devamını oku...

More in: Sosyoloji Konuları

Nükleer Teknoloji

Hangi firmalar nükleer için yarışacak

News image

Nükleer Teknoloji | | Sunday, 24 August 2008

 Nükleer enerji ihalesi hazırlıkları hızla sürüyor. Firmaların soruları üzerine bir bilgilendirme toplantısı yapılacak. İşte ihale için şartname alanlar ve merak ettileri hususlar: Devamını oku...

More in: Nükleer Teknoloji

Çevre Haberleri

Çin ve enerji

News image

Çevre | Mustafa BULUT | Monday, 30 August 2010

Büyüme hızıyla dikkat çeken Çin, enerjide de geri kalmıyor. Dünyanın en fazla enerji tüketen ülkesinin...

Devamını oku...

More in: Çevre

Sosyoloji Konuları

Davranış Örüntüleri Nedir

Sosyoloji Konuları | Mustafa BULUT | Tuesday, 12 January 2010

Davranış Örüntüleri: İnsanlar arasında düzenli olarak yinelenen hareket ve düşünmedeki (ve uygulamadaki) bir tekbiçimlilik olarak tanımlanabilir. Davranış örüntüleri, bir toplumdaki neyin kabul edilebilir, ya da kabul edilemez olduğu hususunda bir...

Devamını Oku

More in: Sosyoloji Konuları

E-Kitaplar

Men's Journal, September 2009 (US)

News image

E book | Mustafa BULUT | Wednesday, 12 August 2009

Men's Journal, September 2009 (US)True PDF | 163 Pages | English | 19.6 Mb DOWNLOAD OR MIRROR Devamını oku...

More in: E book

Osmanlı Hakkında

Çerkez Ethem Ayaklanması

Osmanlı Hakkında | Mustafa BULUT | Saturday, 1 November 2008

Vikipedi, özgür ansiklopedi I. İnönü savaşı sırasında bastırılmıştır. Kuvvei Seyyare döneminde oldukça başarılı hizmetler veren Çerkez Ethem bu yenilgi sonunda Yunan ordusuna teslim olmuş ve TBMM tarafından vatan haini olarak... Devamını oku...

More in: Osmanlı Hakkında

Hayvanlar Alemi

Boz fok (Halichoerus grypus)

News image

Hayvanlar Alemi | Mustafa BULUT | Tuesday, 27 January 2009

Boz fok (Halichoerus grypus), fokgiller (Phocidae) familyasının Halichoerus cinsine mensub, Kuzey Atlantik Okyanusu kıyılarında yayılmış bir fok türü.Bayağı foktan (Phoca vitulina) çok daha cüsseli yapısıyla ayrılır. Bunun dışında, bayağı... Devamını oku...

More in: Hayvanlar Alemi

Coğrafya Hakkında

Coğrafi Yer Şekilleri

Coğrafya Hakkında | Mustafa BULUT | Friday, 9 January 2009

Kıta (Anakara), Yeryüzünü oluşturan büyük kara parçalarına denir. Kıta'yı tanımlayan tek bir standart yoktur ve bu yüzden farklı kültürler ve bilimler neyin kıta olarak yorumlanacağına ilişkin farklı listelere sahiptirler. Genelde,... Devamını oku...

More in: Coğrafya Hakkında

Tarih Bölümü

News image

ESKİ TÜRKLERDE VE OSMANLILARDA HARİTACILIK

1076 yılında KAŞGARLI MAHMUD (El Kaşgarî) “Divanü-Lügat-it-Türk” (Türkçe Sözlük) isimli bir yapıtında bir dünya haritası çizmiştir. Bu harita Ort... Devamını oku...

Tarih | Thursday, 25 September 2008

More in: Tarih

Atasözleri

Allah'ın bildiği kuldan saklanmaz

Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü | Mustafa BULUT | Sunday, 1 November 2009

Allah'ın bildiği kuldan saklanmaz kişi işlediği suçtan dolayı önce Tanrı'ya karşı sorumludur... Devamını Oku

More in: Atasözleri ve Deyimler Sözlüğü

Biografi

james toney(james toney kimdir?james toney hakkında)

News image

Biyografi | Mustafa BULUT | Tuesday, 7 September 2010

Boxing career Toney's amateur boxing record is 33 fights, 31 wins and 2 losses with 29 KOs. He won the 1983 and 1984 West Michigan Division Junior Title (156 lb),... Devamını oku...

More in: Biyografi

Kimler Sitede

Şuanda 67 konuk çevrimiçi